Uzmanlık Alanları

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

BEL FITIKLARI

Belimiz vücudumuzun ağırlığını taşıyan, yükü kalçadan bacaklara aktaran ve aynı zamanda günlük aktivitemiz içerisinde gövdemizin hareketli olmasını sağlayan bir yapıdır. Bel fıtığı, bel bölgesi omurları arasında yer alan disk adlı yapının sinirlerin ve omuriliğin geçtiği kanala doğru yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkan ağrılı durumların tümüne verilen tanımlamadır. Belde yer alan vücudun temel iskelet yapısını oluşturan “omur” denen kemik yapıların arasında destek görevi yapan, hareketlerde sürtünmeyi en aza indiren diskal yapı zamanla dejenere olabileceği gibi, ters hareket, ağır kaldırma ve benzeri nedenlerle yerinden oynayabilir. Her iki omur arasından çıkarak özellikle bacaklara doğru ilerleyen sinirler bu diskal yapının yer değiştirmesi nedeni ile baskı altında kalabilirler. Sonuç olarak bacaklarda ağrı, uyuşma, kuvvetsizlik gibi problemler oluşabilir. İleri evre hastalıkta ani idrar kaçırma problemleri dahi oluşabilir.

Cerrahi endikasyon hastanın radyolojik incelemeleri, muayene bulguları ve şikayetler arasındaki ilişki sağlandığında konabilir. 5-8 haftalık medikal tedaviye rağmen ağrı kontrolünün sağlanamadığı durumlarda veya medikal tedavi ile zaman kaybetmek istemeyen hastalarda cerrahi tedavi uygulanabilir. Tedavide altın standart mikrodiskektomidir. Amaç siniri ezen kıkırdak dokunun temizlenmesidir. Ciltten, küçük bir kesiyle girilerek fıtık temizlenir, sinir rahatlatılır.

Ameliyatın başarı oranı yüzde 90’dır. Ancak bel fıtığı olan hastanın, ameliyat sonrası günlük yaşamı sürdürürken dikkat etmesi gereken noktalar vardır. Öncelikle hastanın kilo almaması gerekir. Egzersiz yapması da faydalıdır. Yerden bir nesne alırken belden eğilerek değil çömelerek almalıdır. Bu noktalara dikkat edildiğinde hastalığın nüksetme ihtimali oldukça düşüktür.

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

BOYUN FITIKLARI

Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir. Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur.  Boyun fıtığı, omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflaması sonucu disk içeriğinin dışarıya doğru taşmasıyla ortaya çıkar. Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı oluşabilir. Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, ileri olgularda da el veya kolda kas güçsüzlüğü görülebilir.

Boyun ağrılarının en sık nedeni “mekanik boyun ağrısı” dır. Bu ağrı 2-3 gün içerisinde giderek azalır ve 1-2 hafta içerisinde kaybolur. Bazen ağrı kronikleşebilir ve ara ara akut ataklar halinde şiddetlenebilir. Bu durumda boyun fıtığı yönünden değerlendirilmek için doktora başvurmakta yarar vardır.  Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı boyun servikal disk hernisinin en önemli belirtisidir. Kronikleşen ağrılarda veya çok şiddetli, ağrı kesiciye rağmen dayanılmaz ağrılarda cerrahi girişim düşünülebilir. Bazı hastalarda sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişir. Kuvvet kaybı gelişmesi sinir üzerindeki basının kaldırılması için ameliyat olmayı gerektirir. Ağrının kendiliğinden iyileşmesi hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Cerrahi tedavide omurilik ve sinirlere olan baskının ortadan kaldırılması öncelikli amaçtır. Genellikle boynun ön-sağ tarafından (nadiren boynun arkasından da yapılabilir) mikrocerrahi teknik kullanılarak yapılan ameliyatta kıkırdak temizlenir. Böylece uyuşma, kuvvet kaybı, ağrı gibi belirtiler yok edilir. Genel anestezi altında, bir saat süren boyun fıtığı ameliyatı sonrasında hasta 15 gün içinde normal yaşantısına geri döner.

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

OMURGA KİREÇLENMELERİ VE KAYMALARI

                Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala “spinal kanal” denir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanalda daralma meydana gelebilir. Bunun sonucunda da sinir köklerinde sıkışma oluşur. Bu hastalar özellikle ayakta fazla kaldıklarında ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrıdan ve uyuşukluktan yakınırlar. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Yine; omur cisminin diğer omur cisminin üzerinde öne veya arkaya doğru kaymasıyla; sinir köklerine bası da varsa bel ağrısına ilaveten uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk oluşabilir.

                Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim mutlaka gereklidir. Kuvvet kaybı gibi nörolojik bulgular olmamasına rağmen, uzun süren ağrı nedeniyle hastaların yaşam kaliteleri etkileniyorsa ağrı tek başına cerrahi girişim nedeni olabilir. Cerrahi girişim yöntemi seçilirken her hasta ayrı ayrı değerlendirilmeli ve o hastaya uygun teknik seçilmelidir.

                 Cerrahi müdahalede hastanın kireçlenen kanalının açılması veya kayan omurun yerine sabitlenmesi ve yerinden oynamaması amaçlanır.  Bu da halk arasında platin takmak olarak bilinen stabilizasyon ameliyatı ile sağlanır. Geçtiğimiz yıllarda riskli olarak nitelendirilen bu ameliyatlar gelişen teknoloji ve ameliyat sırasında kullanılan röntgen çekimleri ile başarı oranı yüksek ve güvenli hale gelmiştir.

Omurga kireçlenmesi öncesi ve sonrası
Omurga kayması öncesi ve sonrası

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

OMURGA ve OMURİLİK TÜMÖRLERİ

                Omurga sistemimizi oluşturan hücrelerden meydana tümörlere omurga veya omurilik tümörleri denir. Beyin fonksiyonlarının vücuda iletilmesinde görev alan ve sinir sisteminin önemli bir parçası olan omurilikte kanserli hücrelerin bulunması oldukça ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Bununla birlikte, iyi huylu ve kötü huylu olabilen tümörler kendi hücrelerinden oluşması dışında başka bir kanserli bölgeden de bu bölgeye yayılmış olabilir. Sinir sistemi ve en basit fonksiyonlarda bile görev alan omurilikte görülen tümörlerin tedavisinde ise cerrahi yöntemlerden faydalanılmakta ve olumlu sonuçlar alınmaktadır.

                Bazı omurga metastazları omuriliğe baskı yapmasa da hastaların ağrıları çok şiddetli olur ve diğer tedavilerin yapılamasına olanak vermez.  Bu tip durumlarda ağrıya neden olan omur veya omurlar içinde “Vertebroplasti” ve “Kifoplasti” adını verdiğimiz yöntemlerle kapalı ameliyatla kemik çimentosu enjekte edilebilir. Bu yöntemler hem ağrı azaltılmasında hem de kemiğin mukavemetinin desteklenmesinde yardımcı olabilir. Omuriliğin tam içinde olan tümörlerin cerrahisi biraz daha kritiktir. Mikrocerrahideki gelişmeler ile ve “Nöromonitörizasyon” olarak adlandırılan ameliyat anında hastanın sinir fonksiyonlarının takip edilmesine olanak veren yardımcı cihaz ile bu ameliyatlar riski en aza indirerek yapılmaktadır. Omuriliğin içinden kaynaklanan tümörlerde ise tümörün dercesine göre tedaviye radyoterapi veya kemoterapi eklenebilir.

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

EL BİLEĞİ’NDE VEYA DİRSEK’TE SİNİR SIKIŞMALARI

                Uzak (omurilik dışı) sinir sıkışmaları; karıncalanma, ağrı, uyuşma ve diğer belirtilerin neden olduğu sinir tuzaklarıdır. Temel problem ele giden sinirlerin belli tünellerden geçerken çevre kılıflar tarafından sıkıştırılmalarıdır. En sık görülenleri; boyun bölgesinden çıkıp bileğe kadar uzanan medyan ve ulnar sinir sıkışmalarıdır. El ve kolda birçok kasın uyarılmasını üstlenen bu sinirler, kanal boyunca sıkışırlarsa  Karpal Tünel veya Kübital Tünel Sendromu gibi isimlerle anılan hastalıklara neden olurlar.

                Tedavi olarak ağrıya yönelik verilen ilaçlar ve fizik tedavi uygulamaları ilk plandadır. Şayet sıkışma ileri derecede ise ve tıbbi tedaviye yanıtsızsa kılıfın açılıp sinirin serbestleştirilmesine yönelik cerrahi tedavi uygulanır. Cerrahi girişimde, lokal anestezi ile cerrahi bölge uyuşturulur. Cilt ve cilt altı dokular geçildikten sonra tünelin ön tarafını oluşturan kalınlaşmış ligament kesilerek sinir rahatlatılır. İşlem yaklaşık 15-20 dakika sürer. Hasta aynı gün taburcu olur. Cerrahi tedavinin başarı oranı çok yüksektir. Hastalığın tekrarlama riski çok düşüktür.

BEYİN TÜMÖRLERİ

Nöroşirurjinin önemli bir hastalık grubunu beyin tümörleri oluşturmaktadır. Beyin tümörleri denildiğinde kafatasının içinde normalde bulunan dokularda ortaya çıkan tümörler ve vücudun başka bir yerindeki kanserden beyine atlayan kanser hücrelerinin oluşturduğu tümörler kast edilmektedir. Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

Belirtilen şikayetlerle başvuran hasta öncelikle muayene edilir. MR çekilir böylece bir kitlenin olup olmadığına bakılmış olur. Tümörün yeri, büyüklüğü, MR’ da görülen özellikleri tedaviyi belirlemede etkendir. Tümörün tedavisinde ilaç, ameliyat ya da radyocerrahi kullanılır. Bazı durumlarda hepsinin birlikte kullanılması da gerekebilir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, bazı tümörler için cerrahi tedavi mutlak gereklidir. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

HİPOFİZ ADENOMLARI

Vücudun işlevlerini kontrol eden iki ana sistem vardır. Bunlardan birincisi, beyin ve omurilikten kaynağını alıp bedenin her tarafına dağılan “sinir sistemi“, ikincisi ise vücutta sürekli olarak dolaşan kanın içinde seyrederek beden işlevlerini yöneten “hormonal sistem” veya “endokrin sistem” dir. Bu iki sistem birbirleri ile bağlantılı olarak çalışırlar.  Hipofiz Bezi olarak nitelendirdiğimiz organ, hormonal sistemin merkezidir ve burada meydana gelecek olan anormallik vücudun tüm hormonal sistemini alt üst edebilir.

Belirtileri; Erişkinde akromegali, çocuk ve gençlerde jigantizm (Devlik), El, ayak ve çenede büyüme, Ciltte kalınlaşma, ses kabalaşmasıYüz hatlarında kabalaşma, Diabet, Kas zayıflığı, Kıllanma artışı, Cinsel isteksizlik, çift görme, yanları görememe, meme başından süt gelmesi..vs. ve daha fazlası olabilir.

Hipofiz tümörlerinin tedavisinde üç yaklaşım vardır: İlaç kullanımı, ameliyat ve ışın tedavisi. İlaç tedavisiyle aşırı hormon salgılanmasını kontrol etmek mümkündür. Ancak ilaç kesildiğinde çoğu hastada hormon salgılanması tekrar eski düzeyine yükselir. Örneğin aşırı prolaktin salgılayan bir tümörde hasta gebe kalmak istiyorsa ilacın, doğacak bebeğe yan etkileri olacağından kesilmesi gerekir. Bu da tümörün tekrar büyümesini kolaylaştırır. Hastanın ilacı tüm yaşamı boyunca kullanması gerekebilir.
 Cerrahi tedavinin amaçları şunlardır: Tümörün çevre dokulara, örneğin görme sinirlerine yaptığı baskıyı kaldırmak, tümör kitlesini küçülterek ilaçla tedaviye daha iyi yanıt alınmasını sağlamak. İlaca cevap vermeyen tümörlerde de cerrahi tedavi uygulamak gerekir. Ani görme kaybına neden olan makroadenom veya tümör içine kanama gibi durumlarda hiç zaman geçirmeden ameliyat yapılmalıdır. Cerrahi tedavi başlıca iki yolla yapılır. Birincisi transsfenoidal denilen burun yolu, ikincisi ise kafatası kemiğini yukarıdan açarak hipofiz tümörünü çıkartmak şeklinde özetlenebilir.
 Işın tedavisi, ilaç tedavisi ve ameliyat ile kontrol altına alınamayan veya ameliyat ile ulaşılması riskli yere uzanan hipofiz tümörlerinde tercih edilir.

Günümüzde hipofiz tümörlerinin cerrahi tedavisinde transsfenoidal yol tercih edilmektedir. Mikroskobik ve endoskopik olarak yapılabilmektedir. Burundan girilerek tümör temizlendikten sonra semptomlarda düzelme meydana gelmektedir

HİDROSEFALİ (BEYİNDE SU TOPLAMASI)

                Hidrosefali, “beyinde su toplanması” olarak da bilinen, beyin ventriküllerinde ve boşluklarında normalin üzerinde BOS (Beyin Omurilik Sıvısı, Serebrospinal Sıvı) birikmesi durumudur. Bu durum kafatasının içindeki kafa boşluğunda basıncın artmasına ve kafanın artan ölçüde büyümesine, kasılmalara ve zihinsel engelli olma sonuçlarına yol açabilir. Bu terim hidro (su) ve sefali (kafa) terimlerinden türemiştir.

                Hidrosefali bulguları kişiden kişiye ve yaş gruplarına göre değişir: 

Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.
Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.
Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk
Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma, görülebilir.

Hidrosefalinin ilaçla tedavisi mümkün değildir. Bu nedenle tümör dışı nedenlerle Hidrosefali oluşmuşsa şant ameliyatı yapılır. Genel anestezi altında yapılan bu ameliyatta kafatasına küçük bir delik açılarak kateterin ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu bölgeye yerleştirilir. Ardından cilt altından bir tünel açılarak kateterin diğer ucu, sıvının emilebileceği karın boşluğuna aktarılır. Şantta tıkanıklık ya da enfeksiyon olmadığı sürece yeni bir ameliyat gerekli olmaz. Şant ameliyatı; yapılan hastaların çoğunda olumlu sonuçlar verir, hastalar fayda görür. Ameliyat olan hastalar genellikle ömür boyu şanta ihtiyaç duyar. Bu nedenle çıkarılması tavsiye edilmez. Şant kişinin normal yaşantısını sürdürmesine yardımcı olur.

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

KAFA TRAVMASI SONRASI BEYİN KANAMALARI

                Kafa travması, kafatası veya beyinde travma sonrası gerçekleşen herhangi bir yaralanmadır. Travmatik beyin hasarı ve kafa travması terimleri tıp literatüründe sıklıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır. Kafa yaralanmaları çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Kafa yaralanmaları kaza, düşme, fiziksel saldırı veya trafik kazaları gibi birçok nedenle olabilir. Travma sonrası kafa içinde basınç artışına yol açan veya beyinde herniasyona (yer değiştirme sonrası hayati bölgelere basıya) yol açan kanama var ise acil cerrahi müdahale gereklidir. Bu kanama çeşitleri Subdural veya Epidural Hematom olarak isimlendirilir. Subdural kanama beyini çevreleyen beyin zarlarından dura mater ile araknoid zar arasında ortaya çıkan kanamalardır. Epidural hematom ise oluşan bir kanamanın beyin dokusunun üzerinde yer alan dura mater ile kafatası kemiği arasında birikmesine verilen isimdir. Subdural kanamaya ait bulgular epidural hematomlara göre daha yavaş ortaya çıkar. Bunun sebebi olan toplar damarlardaki akımın daha yavaş olmasıdır. Epidural Hematom’da ise kanamanın oluşması ile ölüm arasındaki süre değişkenlik göstermekle beraber kafatasının kapalı bir kutu olması nedeni ile içeri dolan arterial (atardamar) kanama hızla durumu kötüleştirir. 

                Epidural ve Subdural Kanamaların her ikisinde de ortak olan, kanama, pıhtı kitlesinin bulunması ve beyni ezmesidir. Bu pıhtı ortadan kaldırılmadığı takdirde giderek büyür ve beyine iyice baskı yaparak hastanın ölümüne sebep olur. Bu yüzden şiddetli kafa travmaları sonrasında eğer belirtiler varsa mutlaka tomografi çekilmelidir. Tomografide kanama, kemikte kırık olup olmadığına bakılır. Bazen tomografi ilk çekildiğinde kanama ince olduğundan tam görünmeyebilir ancak aradan 4-5 saat geçtiğinde belirtiler ortaya çıkmaya başlarsa tekrar tomografi çekilmesi gerekir. Şiddetli kafa travması geçiren kişiler bu nedenle bir süre hastanede gözetim altında tutulmalıdır. Her iki kanama türünde de tek tedavi yöntemi ameliyattır. Ameliyatla sorun giderildikten sonra hasta eğer beyinde travmaya bağlı kalıcı bir hasar meydana gelmediyse normal hayatını sürdürebilir.

Görsellerin ortasında yer alan slider’ı kaydırarak operasyon öncesi ve sonrası görüntülerini karşılaştırabilirsiniz.

BEYİN DAMARLARINDA BALONCUK (ANEVRİZMA) VE BEYİNDE DAMAR YUMAĞI (AVM)

                Beyin damarlarında meydana gelen hastalıklar baloncuk (anevrizma) veya bir atardamar-toplardamar yumağı (arterivenöz malformasyon) olarak kendilerini gösterebilirler. Henüz kanamamış bir anevrizma teşhis edilen hastalarda tedavi kararı, hastanın yaşı, anevrizmanın oluşturduğu şikayetler, anevrizmanın morfolojisi (yapısı/görünümü), anevrizmanın yerleşim yeri, anevrizmanın boyutları ve hastaya özel diğer tıbbı şartlar göz önüne alınarak verilir. Anevrizma patlaması sonucu beyin kanaması gelişmiş hastalarda ise, eğer anevrizma tedavi edilmezse (kapatılmazsa), hastaların yaklaşık %35’inde ilk kanamadan sonra, 30 gün içinde anevrizma tekrar patlayarak ikinci bir beyin kanamasına neden olur. Bu nedenle anevrizmaya bağlı beyin kanaması geçiren hastalar, en kısa süre içinde tedavi edilmelidir. AVM’lerin ise genellikle doğuştan olduğu varsayılır ve bir damar anomalisidir. en genel belirtisi başağrısı ve epilepsidir. Bundan başka kas güçsüzlüğü, subaraknoid kanama, uyuşma, halüsinasyon görme, konuşma bozukluğu görülebilir.

                Her iki damar patolojisinde de cerrahi tedavi endikasyonu vardır. Anjiografi yapılarak damar içinden bir kateterin ilerletilmesi ve anevrizmanın içinin metal kıvrımlı tellerle doldurulmasına, tıkanmasına ‘koil uygulama’, damardan çıktığı yer olan boynunun cerrahi uygulanarak bir metal ile klipslenerek kapatılması, ameliyat ile AVM’yi çıkarıp almak veya AVM’ye radyocerrahi uygulamak; günümüzdeki cerrahi seçeneklerdir.